Hayatımda pek çok şeyi boşladım mutlaka. Ancak hiçbirşey çekmedi benden bu blogun çekmediği kadar bu departmanda. 8 Aralık... Vay canına.
Her şeyin ters gitmeye her neden ise mahkum olduğu şu döneminde hayatımın, bir önceki periyoda göre zamanın fazlaca hızlı akıp gitmesi de tüm sıkıntıların üzerine tuz biber ekiyor. Bu hafta yapacağım bir şeyler buraya bir terslik çıkmazsa, ki kesin çıkacaktır. Büyük bir terslik çıkmazsa diyelim o zaman. Hadi hayırlısı. (her tersliğin daha bir irisi her yok artık nidam ardından boy göstermektedir, dikkat)
12 Mart 2008 Çarşamba
Aman
08 Aralık 2007 Cumartesi
1x1802|10x772 Kafamın İçinden Uçup Gitmeyenler

9602 de vermiştim ilk sözümü. Tutardım ben sözlerimi hep hala da tutarım ama yoktum işte 10k'da orada bir şekilde. 2203 ıskladım hedefi ve hala uzaklaşıyorum gittikçe. Benden içeri olanlar neyi kemirerek yaşıyorsa el yapımı cehennemin ta dibinde. Rüya defterini karaladıkça kırıntıları dökülüyor eskilerin. Buğulanmasa numarasız gözlüklerin camları birde. Toz tutmayan eski defterlerin arasında yapış yapış havayı solurken bulmak kendini bir anda karanlıkta. Olmayan karakterler yaratıp olanların üstesinden gelmek amacında. İstenmeden çıkılan haçlı seferleri de ne kadar mantıklıysa.. Gerçekler ile baş edemeyip kendi içine saklananlar ordusu arasında. Kafamın içinden uçup gitmeyenler dolanırken tilki olup aklımın kenarında, yıkılmaz kalelerde yaşıyor düşman bildiğim dostlarım aydınlıkta. Kendi başına bırakılmaması gerekenler listesinin en başında, ama saklanmalı listenin okunmayan son sayfasında. Alan unuttu belki sözü ama hala verenin aklında. Verilen başka bir söz'üde tutmayan benden daha büyükler, her hayatın sonunda lanet okumak zorunda bırakır beni giderler. Bilemezdim okudukça lanetin kendisi olacağımı, ben tutarken verdiğim sözlerin tamamını. Şimdi ise sadece karaladıklarıma serpiyorum bir sürü noktalama işareti, Artık sadece karalamak yerine rüya defterimi karalıyorum diyebilmek adına. Belki ürkmem diye ileride bir gün yazdıklarımı okuduğumda.
01 Kasım 2007 Perşembe
Oyungezer Çıktı
26 Ekim 2007 Cuma
mum...
Elektriklerin kesilmesine kafayı taktığımı düşünebilirdim bir an. Ancak o an, her şeyin karanlığa gömüldüğü o an, karmakarışık zihnimin en yalın anlarına denk gelmeye başladığını fark ettim usulca. Kelimelerimi noktalama işaretlerine hapsettiğim için hayıflanmayı bırakıp, yazmadan, okumadan özgürdüm karanlığın içinde. Karanlık bir anda örttüğünde benliğimi alışkanlıktandır, ortamı aydınlatacak bir şeyler ararız, korkularımızla yüzleşmemek adına. Korkacak bir şeyi kalmayanlar ne yapsın? El yordamı ile bulunur mum karanlığın içinde. Halbuki bilirim evin her köşesini santim santim, gözlerimi kapatıp gezerim evin içinde zaman zaman, neyi aydınlatacak ki sadece çağırdığımda gelebilen mum ve sönük aydınlığı hayatımda. Mum amacına ulaşıp için için yanmaya başladığında otururum köşedeki tek kişilik koltuğa. Düşüncelidir halim. Benden içeri olan çıkar dışarı yavaşça, rahatsız etmeden. Artık yalnız değilimdir karanlıkta. Kendime bakar gülümserim sakin. Sokağın ortasında yürürken kendimi evimde hissettiğim anlardan biri geçiyor aklımdan. Bende aklımdan geçiriyorum aynı anı, birimiz birlikte içimize çekiyoruz evinde hissetmenin rahatlığını. Tam köşede dikiliyorum görmeyeyim beni, bölünmesin bu an diye. Mum’un ulaşamadığı diğer köşede. Bir anda geriliyor yüz hatlarım. Ne düşünüyorum şimdi? Hüzün kaplıyor ortalığı, evim kayboluyor, sokağımda. Evin içinde ki nazik hava akımı usulca titretiyor mumun tiz ışığını ve taşıyor hafif portakal kokusunu burnuma. Aromalı mumlara lanet okuyamayacak halsizleşiyoruz ikimizde. Şimdi kokuya bakıyoruz ikimiz de, sahte mutluluğuna ve somut huzursuzluğuna. Kokunun içinde geziniyoruz usulca. Koku kaybediyor bir anda kudretini, buzdolabının motoru yırtıyor önce gecenin sessizliğini sonra bilgisayarın hırıltısı. Bir anda aydınlanıveriyor yine gece. Işıklar ardı ardına yanıyor. Şehrin sessiz gürültüsü dolduruyor yine evin içini. Mum’u söndürürken usulca bir oluyorum kendimle yitip gidiyorum bir sonraki karanlığa kadar. Tozlu rafların arasında oturup karıştırarak geçiriyorum vaktimi rafa kaldırılanları bir sonraki karanlığa kadar. Ben içeri doğru bakıp başı ile işaret ediyor, mum’u diğerlerinin gerisine kaldırırken, el yordamı ile ilk yakılan olmasın diye.
07 Ekim 2007 Pazar
OYUNGEZER
09 Eylül 2007 Pazar
Karanlıkta yön bulmak

Elektriklerin kesilmesi yurt dışında yaşayan dostlarım için anlaşılması güç bir durum. El yordamı ile çakmak akabinde mum aranan halk arasında inatla "ışıldak" diye tabir ettiğimiz cihaza ulaşma çabası karanlığın içinde. Sık sık başımıza gelmesine rağmen bizler için bile anlaşılması güç bir durum. Karanlıkla boğuşmak yerine onu kucakladığınız da ise az da olsa "anlamak" adına önemli bir an. Gecenin olması gerektiği gibi karanlığa gömülüp, ay ışığına teslim olduğu o anda, dışarı çıkıp artık alışkanlık haline gelen şehrin gürültüsünü duyamamak, doğacak anlık paniği bir kenara iteleyip karanlığın içinde görmeye başlamak. Kendime yazıyorum yıllardır. Çok ta farkında olmadan burada buldum kendimi, ne benim ne de sizin ihtiyacınız yok belki. Ama olsun "kendimi kendime bıraktığım" anlardan biri, her zaman güzel benim için, sonuçları ne olursa olsun.


